BAB Architects: Yeni nesil ofis tasarımları esnek, sürdürülebilir ve akıllı sistemlerle kurgulanıyor

18.10.2022
BAB Architects: Yeni nesil ofis tasarımları esnek, sürdürülebilir ve akıllı sistemlerle kurgulanıyor

Ulusal ve uluslararası alanda gerçekleştirdikleri farklı ölçeklerdeki mimari ve iç mimari ofis projeleriyle tanınan BAB Architects kurucu ortakları Mimar İrem Arıbaş ve İç Mimar Hüseyin Beş, pandemiyle birlikte evrilen çalışma alışkanlıklarının dönüştürdüğü yeni nesil ofis tasarımlarındaki güncel trendleri aktardı.

Mimar İrem Arıbaş ve İç Mimar Hüseyin Beş liderliğindeki İstanbul merkezli mimarlık ve iç mimarlık ofisi BAB Architects, ulusal ve uluslararası ölçekte imza attıkları yeni nesil ofis tasarımlarında pandemiden sonra farklılaşan ihtiyaçlara ve alışkanlıklara uygun, yenilikçi çözümler üretiyor.

Pandemi sonrası değişen çalışma alışkanlıklarının ofis tasarımları üzerindeki etkilerini aktaran BAB Architects ortakları, ofislerde kullanıcı taleplerinin yön değiştirdiğini, mekan içerisinde oluşturulmuş mekanlardan uzaklaşıldığını, sınırları tanımlı oda duvarlarının ortadan kalktığını ve kolektif kullanım imkanlarına olanak sağlayan yeni nesil, esnek, açık ofis tasarımlarına hızlı bir geçiş yapıldığını dile getiriyor.

Pandemi sürecinde dünya genelinde verilen sağlık mücadelesi, ofis yapıları gibi çoklu kullanım alanları başta olmak üzere yaşadığımız tüm mekanlarda uygulanan mimari yaklaşımların, kullanıcıların sağlığı ve esenliği için ne denli önemli olduğunu hepimize bir kez daha hatırlattı. Pandemi öncesi düzende en köklü, en büyük ofislerde dahi mekansal kalite ve konfor düzeyinin optimum seviyelerin altında kaldığını ve pandemik koşullar karşısında işlerliğini yitirdiğini dile getiren BAB Architects kurucuları Mimar İrem Arıbaş ve İç Mimar Hüseyin Beş, pandeminin ilk yarısında uzaktan çalışmak şirketlere belirli açılardan cazip gelmiş olsa da buna rağmen bir çok sektör için sürdürülebilir olmadığını şu sözlerle aktarıyor: “Ofislerin kullanıcı konforu ve memnuniyeti önceliğiyle yeniden elden geçirildiği bu dönemde, yeni nesil çalışma alanları bizleri düşünsel yönde işten kopmadan bir arada tutarken aynı zamanda sosyal mesafeyi koruyabildiğimiz, kullanıcıların birbirleriyle ve mekanla fiziksel temaslarını en aza indirgeyen, mekanda dönüşüm ve esneklik gözeten, içeride soluduğumuz havadan kullandığımız ekipmanlara kadar akıllı sistemlerle kurgulanmış, kendimizi güvende hissedebileceğimiz mekan çözümlerine ve tasarımlarına evrildi.”

BAB Architects mimarları, pandemi sonrası yaptıkları yeni ofis tasarımlarında teknoloji kullanımını öncelikli tuttuklarını ve hatta planlamanın merkezine aldıklarını belirtiyor ve giriş çıkışlarda sensörlü kapılar, temassız geçiş kontrol sistemleri, ıslak hacimlerde fotoselli bataryalar ve sabunluklar, klozetlerde fotoselli kumanda panelleri, havayı her daim taze tutan akıllı havalandırma ve dezenfeksiyon sistemleri, gün ışığının en verimli şekilde kullanılmasına ve kullanıcı yoğunluğuna göre kendini ayarlayan aydınlatma otomasyon sistemleri gibi faktörlerin hızlı bir şekilde tasarım kriterlerinin olmazsa olmazı haline geldiğini dile getiriyor.

Mimar İrem Arıbaş’a göre eski nesil ofislerde verimlilik, mekanın ideal konfor kapasitesi ne olursa olsu sınırlı bir mesai saati içerisinde aynı ortamda bulunan kişi sayısının çokluğu ile ölçülüyordu. Yeni düzende ise hijyen standartlarının kontrol altında tutulması ve bireysel teması indirgemek gereksinimi ile ofis kullanım yoğunluğunda programlı bir azaltıma gitmenin verimliliği artırdığı anlaşıldı.

BAB Architecs mimarları ofislerin genellikle çalışma alanlarına ve birimlerine göre gruplara ayrıldığını ve grupların ofis alanlarını farklı saatlerde, farklı günlerde dönüşümlü şekilde kullanmaya başladığını dile getiriyor. Bu yeni iş programları ile çalışma saatleri esnedi ve neredeyse bir tam gün içerisine yayıldı. Ofis alanları böylece 24 saat yaşayan mekanlar halini aldı ve bu işleyiş yeni ofis planlamalarında sürdürülebilir mimari çözümleri kaçınılmaz yaptı. Bu nedenle pandemi sonrası yeni tasarımların esnek ve ihtiyaca göre dönüştürülebilir mekansal kurguları beraberinde getirdiğini söylerken BAB Architects mimarları sözlerine şu şekilde devam ediyor: “Bu yönde kullanıcı talepleri yön değiştirdi ve artan bir taleple bizler ofis projelerimizde mekan içerisinde mekanlar oluşturmayı bıraktık, sınırları tanımlı oda duvarlarını kaldırdık ve asgari sayıda bölüntülenmiş geniş hacimlerin çok yönlü kullanıma uygun planlamalarıyla eski nesil oda tipi kapalı ofislerden, kolektif kullanım imkanlarına olanak sağlayan yeni nesil esnek açık ofis tasarımlarına bu süreçte hızlı bir geçiş yaptık.”

Hibrit Çalışma Alışkanlıklarının Ofis Tasarımlarına Etkisi 

Hibrit çalışma alışkanlıkları ülkemizde yeni edinilen bir kazanım. Hiyerarşik düzeni önceleyen ve herkesin kendi birimi ve kabuğu içerisinde çalıştığı eski nesil mekan çözümlerinin yarattığı mahremiyet alışkanlığının direncini kırmanın oldukça zor olduğunu dile getiren BAB Architects Kurucu Ortağı İç Mimar Hüseyin Beş, teknolojinin hayatımıza dahil ettiği, ihtiyaç olana çok daha hızlı erişim imkanının aynı işi yapan firmalar arasında dolaylı yoldan bir rekabet ortamı oluşturduğunu şu sözlerle açıklıyor: “Bu durum ofislerin kendi içerisindeki işleyiş sisteminde artık her birimin aynı ölçüde çok daha hızlı iletişim, etkileşim kurma ve böylece sonuç alma süresinin kısa tutulması ihtiyacını doğuruyor. Bu ihtiyacı karşılamak yönünde revize edilmesi gereken ilk bakış açısı ise aslında ofislerde en iyi iletişim ve etkileşimin çalışanların kendi inisiyatifi ve çabalarıyla değil, uygun mimari çözümlerle, çalışma ortamlarının çalışanlara sunduğu mekansal yönlendirme ve birleştirici alt yapı sayesinde mümkün olabileceğidir.”

Bu mekansal alt yapıya ofislerde en verimli şekilde imkan veren tasarım biçiminin açık ofisler olduğunu dile getiren İç Mimar Hüseyin Beş, açık ofislerin kazandırdığı hibrit çalışma alışkanlıkları sayesinde tasarımların da kullanıcıların da daha özgür hale geldiklerini vurguluyor. Yeni nesil tasarımlarda şirketlerin ortak çatısı altında hiyerarşik baskıları bir parça esnetmeyi, aynı amaca hizmet eden farklı alanların farklı görüşlerini birleştirmeyi ve temasta tutmayı hedeflediklerini eklerken, üretimin organik bir yapı, yaşayan bir form olduğunu ve içinde bulunduğu çevreye göre şekil aldığını, sürekli olarak geliştiğini, değiştiğini ve kolektif çalışma gücünden ve fikir zenginliğinden beslendiğini savunuyor.

Yeni düzenlemelerde, öncelikle eski nesil ofislerdeki sabit bölücü duvarların yıkılmış olduğunu dile getiren BAB Architects mimarları bunlar yerine esnek ve dönüştürülebilen mekanlar tasarladıklarını vurguluyorlar: “İşlevlere imkan sunan esnek çözümleri katlanır seperatörler ve taşınabilir mobilya bölücülerle sağladık. Öznel çalışma gerektiren durumlar ve kısa süreli özel görüşmeler için “booth” adı verilen çalışma kabinleri ofislerin yeni kapalı odaları oldu. Bunun yanı sıra uzun süreli özel görüşmeler ve toplantılar için teknolojik alt yapılarla geliştirilen konferans odaları elbette korunuyor ve buralar açık ofislerin mahrem alanları niteliğinde. Buna ek olarak açık ofislerde dolaşırken sirkülasyon alanlarının bir köşesinde bir yazı panosu etrafında kurgulanmış ufak toplantı ve toplanma alanları da görebiliyoruz.”

Bu açık toplantı alanlarının, çalışanları anlık gelişen bir çözüm ihtiyacı karşısında bile hızlıca beyin fırtınası yapmaya teşvik eden, bir görüşün sıcağı sıcağına tüm katılımcılarla objektif şekilde ele alınabildiği, yani üretkenliğe de doğrudan hizmet eden faydalı çalışma alanları olduğunu dile getiren İrem Arıbaş, açık ofislerin aynı zamanda rekreatif faaliyetlere imkan veren çeşitli sosyal alanları da bulunduran bir konsept anlayışına sahip olduğunu da sözlerine ekliyor: “Eski nesil ofislerin aksine, yeni ofisler kullanıcıyı ara sıra oturduğu masadan kaldırmayı, saplandığı iş döngüsünden bilerek koparmayı, çalışanın üzerinde çalıştığı konuya bu sosyal alanları kullanmak fikriyle verdiği bir mola dönüşü dışarıdan ve daha sağlıklı baktırabilmeyi hedefliyor. Aynı zamanda şunu da kabul etmeliyiz ki bu tür kalabalık ofislerde bir arada medeni şekilde çalışmanın koşulu önce bir arada medeni şekilde yaşamaktan geçiyor. Çalışanların bu eğlenceli sosyal alanlarda kurdukları temas birbirlerini daha iyi tanımalarını sağlıyor. Bu tip ofisler insanların empati yetisini pekiştirdiğinden, karşılıklı anlayışın, yardımlaşmanın olduğu, herkesin bir arada çalışmanın bireysel sorumluluğunu üstlendiği medeni ve kaliteli çalışma ortamlarına kendiliğinden dönüşüyor.”

Öte yandan yeni nesil ofislerin kullanıcıya vadettiği imkanlar sonucu çalışanlar artık ofislerinde kendilerini rahat, güvende, üretken ve önemli hissediyorlar. Çalışanların ofislerinden bir an önce kaçma duyguları bu tip yeni ofisler sayesinde artık tarihe karışmış durumda. Bunun aksine ofiste maksimum verimli süreyi geçirmek, bireysel ihtiyaçlarla bu süreleri bölerek ziyan etmemek öncelikli hale geldi.

Bu durum, yeni nesil ofis tasarımlarını mekansal kurgular anlamında bir adım daha öteye taşıyor ve fonksiyon şemalarına çalışanların bireysel ihtiyaçlarına yönelik geliştirilmiş spor salonu, güzellik salonu, berber, sağlık birimleri, kreş gibi mahal çözümlerinin de eklenmesini beraberinde getiriyor.

Açık Ofis Kurgusunda Yeni Nesil Yaklaşımlar

Yeni nesil ofis ihtiyaçlarıyla tasarımda “açık ofis” olarak yerini alan kolektif çalışma düzenini son derece faydalı bulan BAB Architects Kurucu Ortağı İç Mimar Hüseyin Beş ofisler artık sadece çalışılan, işinizi yapıp döndüğünüz yerler olmaktan daha çok yaşam alanı hatta yaşamımızın çok büyük bir kısmının geçtiği alanlar olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Ofisler, sabah yoğun trafik sonrası kendimizi içerisine girdiğimizde rahat hissedeceğimiz, günün ilk kahvesini içtiğimiz büsbütün yaşam alanları. Tasarım karmaşık bir konu. Bazı tasarım türleri daha özneldir, “sanatsaldır”; bazıları ise daha faydalıdır ve daha katı kuralları izler. Sanat ve tasarım arasındaki ilişki genellikle yanlış anlaşılır ve bir tasarımın sonucu sanatsal olabilse de arkasındaki süreç çok farklıdır. İhtiyacı doğru anlamak tasarıma başlamak için çok iyi bir nokta. Alınan sorumluluk sadece iyi görünen bir yerin ötesine geçmeyi gerektirir. Bu bağlamda belirleyici olan, arka fonunu tasarladığınız alanın işlevlerini tam olarak yerine getirebilmesidir. Bizler bu yönde her zaman iyi görünen ama yaşam alanlarını ve çalışma ferahını önceleyen bir yerden bakmayı tercih ediyoruz. İnsanların bir arada çalıştığı fakat sınırların tam olarak belli olduğu alanları tasarlamayı önemsiyoruz. İhtiyaçların göreceli olmadığı, üretim yapılan alanların, insanı ve insan ilişkilerini sağlıklı kılacak şekilde dizayn edilmesi gerektiğini biliyoruz.”

Ofislerde Sürdürülebilir Tasarımlar

Oldukça geniş kapsamlı bir konu olan sürdürülebilirlik kavramını “daimî olma, olanı ya da önceden yapılmış olanı fonksiyonlarını değiştirerek tekrar kazanma, kazandırma bilinci” olarak açıklayan BAB Architects Kurucu Ortağı İç Mimar Hüseyin Beş sürdürülebilirliğin dürtüsellikten değil, uzun vadeli planlardan beslenen bir kavram olduğunu vurguluyor ve ekliyor: “Sürdürülebilirliği temelde kaynakların üretilebilir süresinden daha hızlı tüketilmesinin önüne geçmek olarak adlandırabiliriz. Tabii ki beşer her daim istediğini alma ve sahip olma güdüsü ile yaşıyor. Kısa ömrümüzün hızlı döngüsüne ayak uydurmaya, hatta bazı durumlarda normal yaşam süremizin ihtiyacı olmayan bir hızda üretime ve tüketime meyilliyiz. Bunların sonuçlarının farkındalığı 80’li yıllarda kendini göstermeye başladı. Sürdürülebilirlik nesillerin ihtiyaçlarını görmezden gelmeden bugünün ihtiyaçlarını karşılama, karşılarken de mevcut ekolojiye ve dengelere zarar vermeme disiplini.”

Ofislerde Biyofilik Tasarım ve Doğallık Arayışları

İç Mimar Hüseyin Beş’e göre ofis alanlarında biyofilik tasarım bu yıl da tasarımın vazgeçilmezleri arasında. Ofislerin bir dış mekanı olsun olmasın iç mekanlarını doğanın unsurlarıyla birleştiren biyofilik tasarımda ahşap, bitkiler ve su; duvarları, tavanları sarıyor. Bu noktada az bakım gerektiren bitkilerin tercih edilmesinin ise kritik önem taşıdığını vurgulayan Hüseyin Beş, ofislerde sade bir zarafeti yansıtan açık pastel tonların doğal malzemeler ile harmanlandığını, sürdürülebilir ve dayanıklı malzemelerin tercih edildiğini de ekleyerek sözlerine devam ediyor: “Ofis iç mekanlarında yapay görüntülerden uzaklaşılıyor; doğal ve uzun ömürlü malzemeler talep ediliyor. Taş ya da ahşapla harmanlanan tasarımlar doğallığı yansıtırken, mobilyalarda da ergonomi ön planda tutuluyor. Geleceğin ofislerinde, çalışma hayatının değişen doğasına uyum sağlamak için malzeme seçimleri önemli bir rol oynayacak.”

Ofislerde geçmiş dönemde revaçta olan “work-as-lifestyle” modelinin eksikliklerinin artık bariz şekilde görünür olduğunu vurgulayan Hüseyin Beş’e göre, salgın dönemindeki evden çalışma sürecinde, milyonlarca insan iş ve eğlenceyi birbirine karıştırmak istediklerinde bunu oturma odalarının güvenliği ve konforundan kolayca yapabileceklerini fark etti. Bunun sonuncunda çalışmayı daha keyifli, daha çekici bir girişim haline getirmeyi amaçlayan eğlenceli alanlar daha verimli hale geldi. Yeni nesil çalışma alışkanlıklarıyla gündeme gelen bu parametrelerin, ofislerde tasarımcılara çok büyük bir iş düştüğünün de göstergesi olduğunu dile getiren BAB Architects kurucu ortakları Mimar İrem Arıbaş ve İç Mimar Hüseyin Beş geleneksel çalışma alanlarının artık rağbet görmediğini vurguluyor ve ofislerdeki yeni eğilimleri şu sözlerle özetliyorlar: “Giderek sanal ofislere ve hazır ofislere olan ilgi artıyor, büyük ve pahalı şehirlerden küçük ve güvenli şehirlere dönüş başlıyor, sürdürülebilir ofisler trend oluyor ve ofis kültüründen önce kurum kültürü ön planda tutuluyor.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.